Seray Şahinler – Nobel Edebiyat Ödü- lü’nün son sahibi Han Kang, Güney Kore edebiyatının dünyaya armağanı sözleriyle addediliyor. Han Kang değil kendi coğrafyasının çağdaş dünya edebiyatının çok özel bir ismi. Hafıza ve bellek bütün yazarların ortak meselesi olsa da Han Kang’ın kaleminde bu kavramlar yeniden yazılıyor. Aynı zamanda geçmişi, bugünü, görüneni ve yüzleşmek isteneni bu kadar minimal anlatan benzeri başka bir yazar daha yok.
Han Kang onu 2016’da dünyaya tanıtan, Booker Ödüllü “Vejetaryen”in ardından “Çocuk Geliyor”,” Beyaz Kitap” ve “Veda Etmiyorum” kitaplarıyla ülkemizde çok sevildi. Geçtiğimiz günlerde ise “Sevgilinin Soğuk Elleri” romanı April Yayıncılık tarafından Göksel Türközü’nün çevirisiyle dilimize çevrildi. Kang yine istikrarlı bir şekilde bizi işaret ediyor. Kang’a göre, hepimiz hayat denilen uçurum kabuğunun üzerinde akrobasi yapar gibi maskeler takarak yaşıyoruz. Bu sefer merkezde sonsuz sınırsız güzellik baskısı, gençliğe duyulan hastalıklı aşk, hepimizin yüzündeki ve kalbindeki maskeler var.
“Sevgilinin Soğuk Elleri”, 2002’de yayımlanmış; yani bizim okuduğumuz, bildiğimiz külliyatın erken dönem kitaplarından diyebiliriz. Kang sevenler için geriye gidip onun yazın serüvenin takip etmek ve dil lezzetinin nasıl piştiğini görmek çok keyifli.
“Sevgilinin Soğuk Elleri”ne gelince… Bu kez iki sanatçı var karşımızda: Yazar H. ve heykeltıraş Cang Unhyong. Yazar H. daha önce eserlerini tesadüfen birkaç yerde gördüğü heykeltıraş Unhyong ile karşılaşıyor. Heykelini ilk gördüğü anda gerçekliğinden ve ‘yaşayışından’ çok etkileniyor. Beş ay sonra sanatçının kardeşinden bir telefon alıyor ve Unhyong’un sırra kadem bastığını öğreniyor. Fakat geride öyle bir günlük bırakıyor ki sanatçı; estetiği, güzelliği, gerçeği, sisi, pusu birden açığa çıkarıyor ve bizi Unhyong’un sırdaşı yapıyor. Onun kendiyle karmaşık düzeni; sanatıyla kurduğu tutkulu ama takıntılı, aşka yönelik saplantılı hikâyesiyle birleşiyor.
Han Kang, kitabı “Parmak”, “Kutsal El”, “Maskeli Balo” olarak üç bölüme ayırmış. Her bölüm kendi içinde farklı başlıkları takip ediyor. Yazarın tercih ettiği ‘Zaman, yara izi, sır, kanıt, enkaz, kirlilik, ölüm maskesi, kavuşma, sıcak el’ gibi başlıklar da zaten Kang’ın edebi anatomisinin öz temsilleri. Han Kang’a göre, hepimiz hayat denilen kabuğun üzerinde, uçurum kabuğunun üzerinde akrobasi yapar gibi maskeler takarak yaşıyoruz. Yazar H’nin heykel için tarifi gibi hayat: “İçinde kabuk bulunduran kabuk”.
Nobelli Han Kang her romanında yaraları sağaltmanın yollarını arıyor, insan varoluşunun yalnızlığı üzerine edebî bir performans sergiliyor, okurlarını kendileriyle ve toplumla bir yüzleşmeye çağırıyor. “Sevgilinin Soğuk Elleri” de bu halkanın son parçası.